1 Eylül 2015 Salı

Roma.

Merhaba. ^^
Blogta daha önce gezi yazısı tarzında bir şey yazmamıştım, umarım hoşunuza gider, yazmak benim çook hoşuma gitti, keyif alarak yazdım. :-) Başkalarının okumasından ayrı, benim de ilerde, belki yıllar sonra okuyabileceğim, çektiğim fotoğrafları toplu olarak göreceğim, 'neler yapmışım, nerelere gitmişim' hatırlayacağım bir yazı oldu. Neden daha önce başlamadım böyle bir şeye bilmiyorum. Geç olsa da başlıyorum, bu yazdan iki şehir ile, Roma ve Barselona. İçinde az biraz kozmetik alışverişi de var, yazının en sonunda. Ayrıca biraz fazla uzun olmuş olabilir.


28 Ağustos 2015 Cuma

Son Zamanlarda Sevilenler | Kozmetik & Kozmetik Dışı

Merhaba. ^^
Neredeyse 5 ay olmuş, son yazım 'yavaşlamak' şeklinde olsa da ara vermek gibi bir niyetim yoktu, hatta sonrasında yazacağım yazılar da az biraz yazılmıştı. Ama araya bir sürü iş güç, sunumlar,  yolculuklar vs girince bir baktım aylar geçmiş, yapacak bir şey yok malesef. :-)

Bu kadar uzun süre ayrı kalınca bir 'sevdiklerim' yazısı mantıklı geldi, blogta yokken denediğim ürünlerden en çok hangilerini sevdim, kozmetik dışı neler hoşuma gitti vs., karışık, kafama estiği gibi.

Düzen olarak genelde fondötenle başlarım ancak çok uzun zamandır bir fondöten favorim yok, bitirme-azaltma modunda olduğumdan hep ince yapılıları bitirdim, yerine de yenileri gelmedi, elimde daha kalın yapılı ve kapatıcı birkaç ürün kaldı ve kendilerini günlük olarak kullanmaktan pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Yenilerden oldukça hoşuma giden Bare Minerals - Complexion Rescue var ama onu da biraz daha deneyince yorumlayacağım, böyle bir yazıya koymak için yeterince kullanamadım, henüz erken.

Kapatıcı olarak Nyx'in bu kapatıcısını uzun zamandır beğenerek kullanıyorum, altına corrector ile. Birkaç haftadır kullandığım correcot ise Maybelline'in bu ürünü, güzel bir ikili oldular.

Son zamanlarda en sevdiğim rujlardan biri falan değil, tüm zamanların en sevdiğim rujlarından. Golden Rose velvet matte rujlardan 02 numara. Soğuk tonlu bir pembe, soğuk tonlar bende ciddi anlamda kötü durabiliyor ama bu ruju çok sevdim. Bu seriden ilk aldığım renk 12 numaraydı, daha güvenli, daha kendime yakıştıracağım bir tondu, ancak 02'yi ondan bile daha çok sevdim. :-)

İçinde nude / bej tonlar bulunan allıklar, uzun zamandır favorim. Eskiden hep pembe ve şeftali allık kullanan, kahve tonlu yanak ürünlerine kesinlikle yaklaşmayan ben, bir süredir (1 yıldan fazla) bu tonlara bayılıyorum.
Burberry Earthy, kullandığım bu tarz ürünler arasından, kontür için, hafif çıkık elmacık kemikleri yaratmak için, en güzel sonuç veren ürün, rengi benim için ideal, sadece kontür amaçlı kullanıyorum kendisini. 
Chanel Jersey, tüm allıklarım arasında en sevdiğim allık olabilir, çok çok güzel, yine blogu unutup gitmezsem yazısını da yazabilirim, koleksiyon ürünüydü ama bir ihtimal hala bulunabilir.
Nars Douceur, kaldırılmış diyorlar. Güzel bir kahve + pembe.
Diğeri ise en yenileri, Hourglass - Mood Exposure.

Kiko - Color Fever #101
Far almayalı aylar olmuştu, hiç almayı da düşünmüyordum aslında, bunu görene kadar. Renklerine BAYILDIM. Bugüne kadar en renklerine hayran kalarak aldığım ürün olabilir.
Yapı olarak kusursuz diyemem, fırçaya alırken biraz fazla tozutuyor. Ama onun dışında oldukça sevdiğimi söyleyebilirim, renk vermesi güzel, renkleri harika, kalıcılığı fena değil ki hep bazsız kullandım, elimdeki tek far bazı bittiğinden ve hala yenisini alamadığımdan uzun süredir farlarımı bazsız kullanıyorum, göz kapaklarım yağlı değil, ürünler genelde akma/çizgilenme yapmaz, ama mesela too faced chocolate bar paletteki farlardan kalıcılık ve çizgilenmeme bakımından daha önde olduğunu söyleyebilirim. İtalya'da, indirimden 6 euro civarı bir fiyata almıştım.
Kendi klasik kahverengi gözlerimdeki duruşunu da seviyorum ancak özellikle yeşil gözlerde mükemmel durur gibi. ^^

Sevdiğim çok fazla oje var ama 1 tane seçecek olsam sanırım Burberry - Nude Pink olurdu. 2 katta opak, sürümü sorunsuz ve çok temiz duruyor. Bu fotoğrafı çektikten sonra da birkaç kere kullandım, yarısından da azı kaldı. :-)

Organik hindistan cevizi yağı, nasıl da orijinal bir favori değil mi? :-)
Bu defa farklı bir amaçla, 'oil pulling' duymuşsunuzdur belki, oldukça popüler bir yöntem bir süredir.  Tercihen sabah uyandığınızda ağzınıza 1 tatlı kaşığı yağ atıyorsunuz ve 20 dk ağzınızda tutuyorsunuz, ardından dişinizi güzelce fırçalıyorsunuz. Çok güzel temizlediği ve uzun vadede dişleri beyazlattığı iddia ediliyor. Hergün yapabiliyor muyum, hayır. 20 dk çok kısa bir süre değil ve o kadar vaktim olmayabiliyor, bazı sabahlar çok gaza gelmiş şekilde uyanıyorum :D her şeyi eksiksiz yapıyorum, ilk iş hindistan cevizi yağı. Sonraki 20 dakika içerisinde kuru fırçalama, yüzümü yıkama, saçlarımı yıkamadan hızlıca bir duş alma (saçlarımı yıkarsam +30 dakika uzuyor iş, geceden saç işini halletmeyi tercih ediyorum) derken o 20 dakika doluyor. Bazen de son ana kadar yataktan çıkmayıp 5 dakikada hazırlanıp çıkıyorum, öyle düzenli her gün yapma durumum olmadı yani. Haftada birkaç kere yapıyorum diyebilirim. Şimdilik memnunum, diş etlerine de iyi geliyor olabilir.
Kuru fırçalama.
Ve Fresh Line'ın sütlü sabunu. Sabahları yüzümü yıkamak için bunu kullanıyorum, kesinlikle kuru, gergin bir his bırakmıyor, bitince tekrar almayı düşünüyorum.

Nabız kontrol saati.
Polar FT7
Kendim için satın aldığım en güzel şeylerden biri oldu. Şart olmayabilir, hani 'illa bu tarz bir ürün almalısınız, olmazsa olmaz!' bir durumu yok. Ama spor yaparken nabzınızı kontrol edebilmek için (özellikle koşarken işime yarıyor benim, koşu bandında tutunma yerlerinde nabızınızı ölçen kısımlar zaten var ama ben yürürken de koşarken de asla oralara tutunarak koşmam, kollarım tamamen özgür olmalı, o yüzden spor aletlerindeki nabız ölçme özelliği benim işime yaramıyordu) çok yararlı oldu. Ayrıca yaktığınız kaloriyi görüp kendinizi gaza getirebilirsiniz. Çantamdan çıkartmıyorum. :-P 

Asus Zenpower güç kaynağı. 10050'lik. Boyut olarak kredi kartı gibi düşünebilirsiniz ama kalın ve ağır tabii ki. Yine de bu kapasitedeki bir pil için boyutu oldukça iyi geldi bana. Iphone 5s'i en az 5 kere şarj ediyor diyebilirim. Ben Ankara'dayken bu tarz ürünleri kullanmıyorum, normal şekilde şarj ediyorum. Ancak yolculuklarda ya da şehir dışı gezilerde çok gerekli olabiliyor, bazı durumlarda kurtarıcı olabiliyor. Şarj hızı iyi, her şeyiyle memnunum. Pilinize kötü bir etkisi olur mu bilemiyorum, bu tarz bir alet alın diyemem ama zaten almayı planlıyorsanız Asus kapasite/fiyat/performans bakımından oldukça başarılı.

Ayakkabı favorisi. :P
Biraz sorunlu ayaklara sahibim, birçok ayakkabı fazla yürüdüğümde canımı acıtabiliyor, önden / arkadan vurabiliyor. Spor ayakkabıları günlük kullanmayı sevmiyorum açıkçası, özellikle bu kadar sıcak yaz aylarında. Ancak şehir tatillerinde çok fazla yürüyorum, topuklu vs zaten imkansız da babetler de vuruyor, bir süre sonra ayak tabanında ağrı yapabiliyor, terlik tarzı olan şeyleri hiç sevmiyorum, parmak arası parmaklarımın arasını yara yapıyor, bantlı ayakkabılarda bant derime değdiği noktaları kesiyor vs, kısacası sorunluyum. Tatile gitmeden önce çok rahat, hafif ve sıcakta sorun olmayacak bir ayakkabı aradım. Reebok Skyscape'leri buldum.
Ayakkabı çok hafif, inanılmaz hafif, yapısı kumaş gibi değil, süngerimsi, ayağınızın şeklini alıyor, çok çok rahat. Esnek, istediğiniz gibi bükülüyor. Yumuşacık bir ayakkabı. İnanılmaz memnunum ve tatilde ayağımdan çıkarmadım, ilk gün ucu açık sandaletlerimi giydim, ayağımı acıttım, yaraladım, sonraki tüm günlerde bunları giydim ve 20 binin üzerinde adım attığım günler dahil ayağımda hiçbir sorun, ağrı acı olmadı. Görünüş olarak da hiç fena değil bence, sade, düzgün. Pembe, mor, gri ve siyah renkleri vardı. Çok yürümeniz gereken zamanlarda tam bir kurtarıcı.

AirPano.ru

Hayranı oldum. Her şeyi bırakıp yorgunluktan ölene kadar şehir şehir gezmek istiyor olabilirim. :P
Mesela, listemde olanlardan
Bu yaz gittiğim ikili, yazıları da bitti gibi,

Gezi Günlüğü

Blogta daha önce hiç gezi yazısı tarzında bir şey yazmamıştım, umarım saçma olmadı ama fikir çok hoşuma gitti, başkalarının okumasından çok benim de ilerde, belki yıllar sonra okuyabileceğim, günlüğümsü, çektiğim fotoğrafları toplu olarak göreceğim, 'neler yapmışım, nerelere gitmişim' hatırlayacağım bir yazı olacak. Çoğunlukla kendim için yaptığım bir şey oldu ve farklı yerlere gitmek, gezmek, fotoğraflamak sizin de ilgi alanınızdaysa tavsiye de ederim, başkalarına açık olmasa da sadece kendinizin ya da davet ettiğiniz kişilerin göreceği bir blog oluşturabilirsiniz, fotoğraflı gezi günlüğünüz olur, neden daha önce başlamadım böyle bir şeye onu hiç bilmiyorum. :-)

Belle & Sebastian - The Everlasting Muse, özellikle evde çalışırken dinlemek için birebir. Uzun zamandır favorim, mutluluk veren bir melodisi yok mu? ^^

Penny Dreadful sevmeyen?

Özellikle Ikea Alex 5 çekmeceli kesona sahip olanlar için, Ikea Stodja düzenleyici, mutfak bölümünde, çatal bıçaklık. Ikeanın alex serisi kesonlarını çok beğeniyorum, çalışma masam için 5'li olanını, makyaj ürünlerim için 9'lusunu (2 çekmecesi makyaj, 1 çekmecesi cilt bakımı, 1 çekmecesi oje dolu şuan, 5 çekmecem kozmetiksiz ^^) almıştım. 2 ürünün ebatları farklıymış bu arada, 5'li olanının derinliği 58 cm iken, 9'lu olanının 48 cm. Bu ürün sadece 5'liye girebiliyor malesef, aklınızda olsun, aynı değiller ebat olarak.

Herneyse, bu düzenleyici 5'li alex kesonun içine mükemmel şekilde oturuyor, fotoğraftan görüldüğü gibi yanlardan oturuyor, altta çok küçük bir boşluk kalıyor ki o boşluğa da saklamanız gereken ama nadiren çıkaracağınız kağıtları, garanti belgelerini vs koyabilirsiniz, ekstra bir göz :-P rengi de aynı olduğu için kendi parçasıymış gibi duruyor, çekmece açılıp kapandıkça içindekilerin sağa sola kaymasını engelliyor. 5'li alex kullanıyorsanız aklınızda olsun, bu ürün için en ideal düzenleyicilerden biri kesinlikle.

Sevdiğim bloglara da yenileri eklendi,

#fitgirlcode
hellonatural
mademoiselle robot
pumps and iron
naturally ella

Kitap olayına hiç girmeden yazıyı burada bırakacağım, o kadar fazla birikti ki belki kitaplar için ayrı bir yazı da yapabilirim. Çok uzatmayalım şimdilik. :-)

Umarım hoşunuza giden bir yazı olmuştur. 
Ve yakın zamanda tekrar görüşürüz.
^^

4 Nisan 2015 Cumartesi

Kozmetik Üzerine #2 & Biraz Yavaşlamak.

Merhaba,
Daha önce böyle kendi kendime söylendiğim, yazıp çizdiğim bir yazım vardı, şurada. Aynı şekilde, oldukça doğaçlama bir yazıyla buradayım, nereden başlayacağım, nereye gidecek bilmiyorum. Şunu da baştan söylemeliyim, yazıda en çok eleştirdiğim kişi bizzat benim. En çok kendime bu laflar. :-)
Blogla başlasam.
Blogu açtığımda, 2010, kozmetiğe fazlasıyla meraklı bir üniversite öğrencisiydim. İlgim vardı, çok daha fazla zamanım vardı. Daha sık yazardım (aslında görünenden çok daha fazla eski yazı var ancak fotoğraf kaliteleri oldukça düşük olduğundan hoşuma gitmiyorlar, kaldırdım.), çok daha fazla kozmetik alışverişi yapardım, sürekli yeni bir şeyler deneme modundaydım, bloglarda 'aa bu çıkmış!' şeklinde dolanırdım, eskiden tanıyanlar varsa belki hatırlar, 2-3 günde bir 'bugün şunu aldım' der bir şeyler eklerdim, her çıktığımda bir şey alasım olurdu. :-) Her şeye karşı bir merak...

2015, eski merakım da, eski ilgim de kalmadı, ayırmak istediğim zaman da çok daha az, çünkü zaman inanılmaz hızlı geçiyor ve yapacak çok fazla şey var, kozmetik o şeylerden biri artık değil benim için. Evet güzel, eğlenceli ve renkli ama günün sonunda boya parçası işte. Eskisinden çok daha az ürün alıyorum, birkaç istisna, gaza gelme durumları dışında, eskisinden çok daha 'seçerek' ürün alıyorum. Koleksiyonların %90'ını takip etmiyorum, tek tük parçalar gözüme çarpabiliyor, dayanamayabiliyorum, arada olur öyle. :P Ama o her çıkan ürünü bir merak eden, etmeden duramayan Pınar aramızda değil, çok şükür, evimi kozmetik çöplüğüne döndürmeden gitti kurtulduk. 
Kısacası, bir doyum noktası olabilir, insanın hayatında bir şeylere daha odaklı olduğu dönemler olabiliyor, geçiyor, değişiyor, hayat akıyor. :-)


Bununla birlikte belki de ilgim azaldıkça kısmen biraz daha mantıklı bakabiliyorum olaya ve evimizi, çekmecelerimizi kozmetik ürünlerle bu kadar doldurmamız çok saçma geliyor. Blog ile fazlasıyla çelişen bir yazı olma ihtimali yüksek bunun, belki biraz iki yüzlülük, ama öyle, aldığımız, 'bunun şurası farklı ama' dediğimiz bir çok ürün cildimizde aynı duruyor, özellikle allıklar (imza : bir allık hastası). Hiçbirimizin 298343 tane fondötene, allığa, ruja şüphesiz ki ihtiyacı yok. Gerçi kozmetik genel anlamda bir ihtiyaç değil, 1 taneye de ihtiyaç yok orası ayrı ama çok fazlası daha da gereksiz, görüntünüze kattığı ekstra bir şey de olmuyor zaten. Makyajı genel olarak yüz hatlarını biraz daha vurgulamak, solgunluğu almak, görünüşü canlandırmak olarak görüyorum ben, bunun için de sürüyle ürün değil, yapısı cildinize, rengi/duruşu zevkinize uygun olan birkaç parça ürün şüphesiz ki yeter. 

Yazmaktan uzaklaşmamın nedenlerinden biri de bu aslında, kendim almayı azalttıkça, sürekli almayı yanlış bulmaya başladıkça, başkalarına teşvik edici olmak da istemiyorum. Yorumlarıma güvenip tavsiye ettiğim bir şeyleri alanlara teşekkür ederim ama eğer elinizde benzer ürünler varsa, aynı duran, aslında işinizi fazlasıyla gören ürünler varsa, boşverin önerimi, tavsiyemi. Her ürünü denememize, güzel olan her şeye sahip olmaya çalışmamıza gerek yok, olamayız da, bunun bir sonu yok. Sürekli önümüze yeni bir şeyler çıkartacaklar, alıp severek kullanmak, hakkını vermek yerine 'bundan eksik kalmiyim' 'şu koleksiyondan da almalıyım' şeklinde yaklaştıkça aldıklarımız da bir kenarda durmak ve bir noktadan sonra bizi bunaltmak dışında bir işe yaramayacaklar. Oysa eşyalar severek ve seçerek alıp kullanmak için değil miydi? Her gün yanına bir diğerini ekleyip bir kenarda unutmak için değil. 


Alışverişin bir 'mutlu ediciliği' var. Yazınca çok saçma geliyor ama yaparken gelmiyordu? :P O pek sağlıklı bir mutluluk hissi olmayabiliyor. Sizi gerçekten mutlu ettiğini düşünüyorsanız o ayrı ama zamanla sizi bunaltmaya başlıyorlar. Kozmetik anlamında değil sadece, çok fazla eşya, dolu bir oda, çok fazla ayakkabı, çok fazla giysi, siz kullanamadan eskiyen ürünler, 'bunu mu giysem, şunu mu sürsem' kararsızlığı, sahip olduğumuz haddinden fazla eşyanın bakımı vs hem bunaltıcı, sıkıcı, hem de fazlasıyla zaman öldürücü. Çekmece çekmece ürün gerçekten artık içinizi sıkabiliyor, benim fazlasıyla dolu bir odam vardı, oldukça sadeleştirdim, torba torba ürün çıkarttık evden. Sadeleşme ile ilgili yazarsam o konuda değinirim artık, bu yazı zaten fazlasıyla uzun olacak. :-) Genel olarak şöyle özetliyim, odamda boş bir duvar yoktu, duvarın her kısmına dayalı bir eşya, mobilya vardı ve  ben tamamen dolu bir odanın ortasında kendimce çalışmaya, bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Çok bunaltıcıydı, odama girdiğimde kendimi iyi hissetmiyordum, benim odam değil eşyaların odası gibiydi. Şuan bir duvarımın önü neredeyse tamamen boş, diğerlerinde de eşyalar, mobilyalar bitişik değil, sıkış tepiş değil gayet ferah bir ortam var ve kendimi odamdayken çok daha iyi hissediyorum. Kesinlikle "daha çok eşya = daha iyi" gibi bir şey olmadığını gösteren 'en net' örnek oldu benim için bu.

 Neyse, bu yazıda kozmetikten ayrılmıyoruz.
Kozmetik alışverişiyle ilgili bazı tuzaklar,
1- Bende bu renkten yok...
Olmamasının nedeni önemli. Mesela mac'den turkuaz far (aquadisiac) almıştım, hiç o tonlarda farım yok ya, orijinal. Loreal'in infalliable farları çıktığında ilk aldığım 2 renk lacivert ve yeşildi. Oysa beğendiğim kahve tonlular vardı, ama 'bende kahverengi zaten var, olmayan bir şey almalıyım!' modundaydım. Sonuç? Keşke kahveleri alsaymışım, deneme dışında hiç kullanmadan elden çıkarttım bahsettiğim 3 farı da. Mavi/yeşil makyajlar pek benlik değil, yapamıyorum değil yapmak istemiyorum, sıkıcı kahvelerimle çok mutluyum ve bana yetiyor, bana uygun. Sırf bende yok diye, rengi orijinalmiş diye ürün almak kötü sonuçlanabiliyor. Önemli olan kullanacağınız, tarzınıza uygun renkleri tercih etmek, tüm renkleri toplamanıza gerek yok. 

2 - Mağazalardaki satış görevlilerinin bazı önerileri.

Basit bir temizleyici sormaya gittiğinizde bile 'ama cildinizde şu var, şunu da sürmelisiniz, aman tanrım gözenek!, mutlaka şu 5 ürünü sırayla sürün bir de üzerine şundan geçin' tarzı yorumlar aldınız, önünüze bir milyon tane ürün çıkarıldı mı? Ayak üstünde sürüyle kusur bulurlar neye uğradığınızı şaşırırsınız, 'aa öyle miymişim?!', dertlenmeyin, çoğu kişiye yapıyorlar, yapacaklar, amaç daha çok ürün satabilmek. Görevlilerin her dediğine aldanmayın, gaza gelmeyin, aklınıza yattıysa bile bir eve gidip araştırın, gerçekten böyle bir sorununuz var mı, kullananların yorumları nedir bir bakın, sonra yine alırsınız. Kaçmıyorlar, sizi sıkıştırmalarına izin vermeyin.
Bir diğer olay da 'hangi markayı kullanıyorsunuz?'dur. Soran arkadaş hangi markanın temsilcisi ise o marka çok iyidir, çok doğaldır, asla cilde zarar vermez, diğer markalar ise rezil rüsvadır, sizin kullandığınız marka da tabii ki. Her markada aynı muhabbeti yaşayacaksınız, 'benim kullandığım marka kötüymüş ya, öyle dediler' düşüncesine hiç girmeyin.

3 - Pahalıysa iyidir.

İyi derken? Ciltte soruna yol açmaması ise bahsedilen, markaya ve haliyle fiyat aralığına değil içeriğe odaklanarak almak gerekiyor. Neler sağlıksız, neler cildinize dokunuyor, araştırılacak konu bu olmalı, ki oldukça dallanıp budaklanan bir konu, 'aa paraben mi, çok kötüymüş, içinde paraben yoksa = sağlıklı' değil, bir dünya şey var. Cilde dokunma konusunda ise, mesela high-endlerden :D Chanel'in perfection lumiere velvet'i benim cildime dokundu ve her kullandığımda minik kabarcıklar oluştu cildimde, içeriğinde yüksek oranda alkol var. Buna karşın Maybelline'in affinitone fondötenini baya uzun bir süre kullanıp bitirmiştim, cildimde hiçbir soruna yol açmamıştı, kalıcılığı vasattı ama üstüne pudra geçtiğimde gayet iş görüyordu, düzgün duruyordu. Ya da Golden Rose mat rujların Mac'in matlarından bir eksiği yok, fazlası olabilir ama. Yani kısacası, belli olmuyor.
Eğer bahsedilen iyi olma durumu 'doku' ile ilgiliyse, bunu zaten mağazalarda test edip ona göre alma şansınız var, yine gayet uygun fiyatlı olup çok başarılı ürünler varken, çok daha pahalı olup beş para etmez diyebileceğiniz ürünler de var, her markanın iyi ve kötü ürünleri var.

4 - Büyük paletler.
Bu tamamen tercih meselesi, ben çok büyük paletleri kesinlikle kullanamıyorum. Alırken 'içinde farı var allığı var, çok kullanışlı, her şey içinde, çok uyguna geliyor' gibi düşünüyorum ancak birkaç defa kullandıktan sonra hep bir kenarda kalıyor. O kocaman paletleri açıp içinden 1-2 renk kullanmak aklıma dahi gelmiyor. Bugüne kadar aldıklarımın hepsini elden çıkardım ki bunlardan biri aldığımda çok sevindiğim Too Faced sweet dreams paletti, o yüzden büyük paletler benim için 'hayır'.

5 - Her ürün grubuna sahip olma ihtiyacı,
Gereksiz. İzlediğiniz videolarda zibilyon tane ürün kullanılması sizin de 'iyi görünmek için'  hepsini kullanmanız gerektiği anlamına asla gelmiyor.
Benim göz altlarım gayet sorunlu, düzgün görünmek istediğimde corrector (renk düzenleyici) ve üzerine concealer (kapatıcı) kullanıyorum, hakkında yazıyorum, öneriyorum falan.
Göz altlarınızda pek bir sorun yok, kapatıcıyla kolayca kapanıyor mu? Almayın corrector falan. Üst üste ürün uyguladıkça kesinlikle daha iyi görünülmüyor. Ne kadar az tabaka, o kadar iyi.
Göz altlarınızda herhangi bir sorun yoksa kapatıcıyı da boşverin. Bir de çok şanslısınız, değerini bilin. :-)

Tamamen ihtiyaç dışı olanlar bir yana, istediğiniz görüntüyü elde etmek için çok amaçlı kullanabileceğiniz ürünler var,
Mesela aydınlatıcı olarak rengi ve ışıltı durumu uygun bir farı kullanabilirsiniz.
Gözlerinizi biraz daha derin göstermek için gölge rengi olarak bronzerınızı / kontür ürününüzü far olarak kullanabilirsiniz. 
Kaş farı yerine rengi uygun olan mat bir far kullanabilirsiniz.
Örnekler çoğaltılabilir, kaşları sabitlemek için bitmiş bir rimelinizin fırçasına saç spreyi sıkıp kaşlarınızı onunla tarayabilirsiniz mesela. 
Kısacası, 'eksiksiz' bir makyaj yapmak için her ürün grubuna sahip olmak gerekmiyor. Elinizdeki ürünleri birden çok amaçla kullanabilirsiniz.

6 - Muadil, 'dupe' olayı.
Merak ettiğimiz, almak istediğimiz bir çok ürünün oldukça benzeri, çok daha uygun fiyatlısı şüphesiz var, muadillerine şans vermek gayet mantıklı. Ancak şöyle bir şey de söz konusu olabiliyor bazılarımız için, benzerini, muadilini alsanız da hala asıl üründe aklınızın kalması, maddi olarak uygun olduğunuz anda gidip bir de onu alma. Eğer benzeri beni tatmin etmez, kesinlikle o ürünün kendisini istiyorum' modundaysanız bekleyin ve sadece onu alın. Yoksa hem toplamda daha çok harcamış olacaksınız hem de elinizde çok benzer tonda birkaç ürün olacak, çekmeceleriniz dolacak.

7 - Youtube / Bloglar.
En büyük nedeninimiz değil mi? En çok teşvik edenimiz. Kendi blogum da tabii ki dahil, sürekli bir şeyleri önerme / inceleme, daha iyisini arama şeklinde, tüketmeye yönelik bir blog sahibiyim. Eğer blogların ya da izlediğiniz videoların sizi fazla tüketmeye yönlendirdiğini düşünüyorsanız (ki çoğumuz için öyle) çözüm basit, izlemeyin, takip etmeyin. Başka yapılacak hiçbir şey yokmuş gibi tüm gün size 'şu markanın şu ürünü nasıldır, yoksa şunu mu alsam ya' araştırmalarına itmelerine izin vermeyin. Bu size bağlı, tamamen sizin kontrolünüzde bir durum. Yaptığımız her şeyden sadece kendimiz sorumluyuz.
Takip etmeyi seviyorsanız da bahsedilen, önerilen her şeyi almalıyım ruh haline girmeden, sadece elinizde bulunmayan / zaten almayı düşündüğünüz bir ürün grubuyla ilgili en iyiyi bulmak, en size uyanı bulmak amacıyla kullanabilirsiniz blogları, bu yönüyle bloglar fazla ürün almanıza değil çok deneme-yanılma olayına girmeden iyi ürünleri bulabilmenizi sağlayabilir, faydalı olabilir.
Benim bu işlerden sıkıldığımı farketmem biraz da youtube'la oldu bu arada.
Eskiden alışveriş videolarını da, makyaj videolarını da severdim, en sevdiklerim ise 'makyaj koleksiyonum' videolarıydı.
Şuan izlerken çok tahammül edemiyorum, inanılmaz sıkılıyorum, atlayarak bakıp kapatıyorum genelde. Özellikle çekmece çekmece far, allık falan. Pöf.
Alt bilgi kutusunu açıp benim de almayı planladığım bir ürün var mı aralarında diye ürün listelerine bakıyorum bazen, varsa o kısmı izliyorum, 394302 ürün yorumu duymaya ihtiyacım yok.
Her hafta farklı bir ürüne 'obsessed with' olmalarından sıkıldım, kelimeyi duyduğum anda gözlerimi deviresim geliyor.

8 - Sürekli kusursuz görünme ihtiyacı.
Neden? Olsun biraz kızarıklığınız, gözeneğiniz, nedir ki? Kirpikleriniz kaşınıza değmesin, ağzınız burnunuz kalemle çizilmiş gibi olmasın, ne olacak? Bizi tanımlayan sadece şey nasıl göründüğümüz, ne sürdüğümüz, hangi markalardan alışveriş yaptığımız mı? 
Her şeyi kafamıza takıp minicik şeyleri gözümüzde devleştiriyoruz, oysa düşününce nasıl da önemsiz. Eskiden varlığından habersiz olduğumuz 'sözde kusurlarımız' gözümüze sokuluyor, düzeltmemiz, kapatmamız isteniyor. Ki farklı farklı ürünleri bize satabilsinler. Zaman zaman biz de alet oluyoruz, hemcinslerimiz için sürekli  'şurasına şundan sürmeliymiş, aaayyy o vücutla şunu giymiş hiç yakışmış mı?' muhabbeti. Hepimiz modacıyız, makyaj uzmanıyız. Dünya da bizim keyfimizin etrafında dönüyordu zaten, herkes uysun!

9 - Komşunun tavuğu.
Ülkemizde satılmayan kozmetik ürünlerine ayrı meraklıyız. Yaygın değil, başkalarında pek yok, bir de yabancı bloggerlar övüp durunca. Eskiden ben de daha yatkındım, nette gezinir 'nereden nasıl alsam?!' modunda olurdum, araştırırdım, zaman öldürürdüm, artık pek önemsemiyorum, yoksa yok işte, çok istediğim bir şey varsa yurtdışına çıkınca alırım ya da bir arkadaşım giderse rica ederim, kozmetiksizlikten ölmüyoruz, ama instagram'da, orada burada 3 4 katına satanlardan gidip almam, benim tercihim bu yönde.

Eee sen ne yapıyorsun? derseniz, kusurları ve zaafları olan bir insanım ve ne kadar almayacağım desem de aldığım şeyler elbette oluyor, ama başta belirttiğim gibi, öylesine değil, severek ve seçerek, çok daha az. Mesela yaklaşık 1 yılın üzerine İstanbul'a gidebildim, aylardır gitmeyi planlayıp fırsat bulamıyordum, hep son anda bir iş çıkıyordu, bu zaman aralığında Burberry'den beğenip 'almalıyım' moduna girdiğim o kadar ürün oldu ki, kendi kafamda bir liste oluşturmuştum ama sakinleşip aralarından gerçekten istediğime emin olduğum 1 taneyi aldım, bir tane de plansız olarak çok fena arkadaş gazına geldim, bunun gibi. Asla kusursuz değil ama eskisinden çok daha iyi, amacım da bu, bir önceki güne göre daha iyi olabilmek. Mükemmelliğe inanmıyorum. :P

Gereksiz alışverişi azaltmak için yapabileceğiniz şeylerden biri aslında ne kadar çok ürüne sahip olduğunuzun farkına varabilmek. Her şeyinizi ortaya döküp elinizde ihtiyaçlarınızı tamamen karşılayacak ürün gruplarını belirleyebilirsiniz, 'bu ürün grubundan tek bir tane daha almaya asla ihtiyacım yok' dediklerinizi. Mesela bunlar benim için,
Göz kalemi.
Far.
Bronzer / kontür ürünü.
Makyaj fırçaları.
Allık.
Eyeliner.
Kapatıcı.
Bu ürün gruplarından çok uzun süre hiçbir şey almamak istiyorum. Allığı bile ekledim ki en sevdiğim makyaj ürünü kendisi, ancak artık saçma bir hale geldi. Eklemediğim gruplar, rimel zaten elimde az var, bitince yenisini alacağım, fondöten ve pudra da elimde çok bulunan ürünler değil, Makyaj bazları öyle, hatta şuan bu grupların olduğu çekmecem aynen şöyle,
Makyaj bazlarından benefit'in ve laura mercier'in hediye olduğunu da söylemeliyim, Şuan far için 1, yüz için 1 bazım var. 2 pudra, 2 rimel, 3 fondöten ve hala biraz fazla sayıda kapatıcı. Allıklar ve rujlar en problemli kısım benim için, bir de ojeler. Farları hem azalttım hem de almayı bıraktım, göz makyajında maksimum 2 renk kullanan insanım ben yahu, en fazla yaptığım şey tüm göz kapağına bir renk sürüp daha koyu mat bir renkle de gölge yapmaktır. Öyle renkleri harmanlayıp çılgın geçişler efektler falan yapmıyorum, yapmakla ilgilenmiyorum da, umrumda değil, sürekli almamın ne mantığı varmış hiç bilmiyorum.

Bir şey almayı planladığınızda kendinize 'gerçekten istiyor muyum, yoksa bloglarda orada burada gördüğümden merak mı ediyorum?' diye sorabilirsiniz. Alıp ne sıklıkla kullanacağınızı sorgulayabilirsiniz, ilk günler hevesle birkaç kere kullanıp bir kenara mı atacaksınız yoksa sık sık kullanacak mısınız? Aldığınız eşyalara hayatınızda yer kaplayacak bir şey olarak bakarsanız alırken  daha özenli olabiliyorsunuz, çok doldurmayın, kısıtlı bir alanı kullanın, en sevdiklerinizle doldurmaya çalışın. 


Bunlar hariç, ben oldukça bencil bir insanım, azaltma konusunda en büyük nedenim fazla eşyaların beni bunaltması ve kendimi daha iyi hissetmek istememdi, kendim için yaptığım bir şeydi, yaptığım çoğu şeyin en büyük nedeni 'kendim'. Ancak biraz daha büyük şekle bakarsak bir de şu var ki ÇOK FAZLA tüketiyoruz. Sürekli tüketiyoruz ve çok gereksiz tüketiyoruz. Kendimizle yetinmiyor başkalarını da teşvik ediyoruz. Çok kısıtlı olan zamanımızı gereksiz konularda çok fazla harcıyoruz. Sürekli onu alalım, bunu yenileyelim, şunu sürelim... 
Bende de bundan olsun.
En çok benim olsun.
Minicik bir kusurum bile olmasın! Hepsini kapatalım.
Her saniye mükemmel görünmeliyim.
En doğrusunu ben biliyorum.
Kadın dediğin her zaman bakımlıdır, kusursuz olmalıdır!
En mutlu ben görünmeliyim. 
Her saniyemi tüm sosyal paylaşım platformlarında paylaşmalıyım, herkes görsün!

Bi' yavaş.
Bi' sakin.
:-)


Son olarak,
Bloglarda gördüğünüz (ya da bazen belirtilmediği için göremediğiniz) bazı sponsorlu ürün yazıları hakkında sevgili bakımblog 'un yazısı için buraya,
Elimden çıkartmak istediğim gayet iyi durumda ürünlerim var ama nasıl bağışlasam derseniz, süslü sözlük'teki bağışla beni başlığı için buraya tıklayabilirsiniz,
ve sözlük demişken, benzer hisler içinde olan diğer arkadaşları ve azaltmak için yaptıklarını okumak isterseniz,


Mutlu haftasonları!
<3

9 Mart 2015 Pazartesi

Yeniler & Desert Essence

Merhaba,
Son zamanlarda birçok ürün bitirdim, aldıklarım da büyük oranda onların yerine alınmış ürünler.

Beni en çok meraklandıran markalardan biriyle başlayalım, Desert Essence,
Desert Essence yabancı vloggerlardan duyduğum bir markaydı, özellikle pinksofoxy'den hatırlıyor gibiyim. Macrocenter'da karşıma çıkınca çok şaşırmıştım. :-)
İlk olarak Thoroughly Clean temizleyicinin yağlı&karma ciltler için olanını aldım, çünkü büyük Migros'larda da satıldığını bilmiyordum ve markanın Macrocenter'daki tek cilt bakım ürünü buydu, başka hiçbir şey yoktu, elimdeki temizleyiciler de bitmişti. Genellikle karma ciltlere uygun ürünleri de kullanabiliyorum, sıkıntı çıkmıyor. Bu ürünü aldığımda %20 indirim vardı. Birkaç kere kullandım, yağlı ciltlerin daha çok seveceği bir ürün, markanın da tavsiye ettiği gibi. Biraz fazla geliyor, cildimi geriyor gibi, günlük kullanımda kurutma ihtimali yüksek.
Ardından bazı Migros'larda da satıldığını, ve 7-8-9 Mart tarihlerinde tüm cilt / vücut bakım ürünlerinde %50 olacağını öğrendim. Diğer aldıklarımın hepsi %50 indirimden.
Temizleyicinin normal ciltlere uygun olanı, bunu gördükten sonra diğerini aldığıma pişman oldum biraz ancak cildimde sivilce çıktığı dönemlerde falan kullanırım yağlı ciltler için olanı da dedim, makeupalley yorumlarını okuduğumda sivilceye çok iyi geldiği şeklinde yorumlar vardı.
Vanilla Chai vücut losyonu. Bir vücut losyonu almayı planlıyordum bu markadan, netten bakındığımda herkesin bu kokuya bayıldığını gördüm, çok çok iyi yorumlar vardı. Kapağında koruma bandı olduğu için açıp koklanmıyor da. Kokusunu ben çok sevmedim açıkçası, gerçi ben çoğu kişinin aksine chai tea latte falan da hiç sevmiyorum, kokusu ona benziyor biraz sanki. Kötü, rahatsız edici bir koku asla değil ama başka bir tane seçsem iyiymiş.
Yüz nemlendiricisi. 120 ml, kocaman, devasa. Bunun bir kısmını erkek arkadaşıma, bir kısmını anneme verdim bir kaba koyup. Yoksa 6 ayda bitirmek imkansız benim için.
Yine 120 mllik bir yüz peelingi. Bunları henüz denemedim.

İçeriği hakkında merak ettikleriniz varsa, böyle. :-) Yeterli bilgim olmadan çok yorum yapmayı sevmesem de en azından birçok markaya göre daha temiz göründüğünü söyleyebiliriz sanırım.
Desert Essence ABD'de oldukça ucuz bir marka, mesela temizleyicisi 10 dolar civarı, burada 41 tl. Fark var mı, tabii ki var. Ancak özellikle indirimde karşılaşırsanız çok alınabilir fiyatlara geliyor,
Temizleyiciler 41, nemlendirici ve peeling 35, vücut kremi ise 40 tl idi. Bu fiyatlar üzerinden %50 indirim uygulandı.

Sevil'de 2. ürüne %40 indirim vardı, benim de bitmek üzere olan ve aynısından alacağım bir kalem vardı. ^^
Giorgio Armani waterproof siyah göz kalemine bayılıyorum, geçen yıl baharda İstanbul Sevil'den almıştım, o zamanlar Ankara'da satılmıyordu, ve aldıktan sonra neredeyse başka kalem kullanmadım, simsiyah, çok kolay sürülüyor, değdiği gibi tüm rengini veriyor, yumuşacık. 2. ürün olarak da aynısının morunu aldığımı sandım ancak mor olan waterproof değilmiş, yapısı da biraz farklı, ucu biraz daha sert, siyah kadar yumuşak değil. Ton olarak tam istediğim mordu ama performansından da memnun kalırım umarım, henüz denemedim.
Üstteki ikili dünkü dudak kalemi yazısından. :P

Arkadaki ikili bitenler, Kiehl's göz kremi ve Mac pro longwear brow set. Çok memnun olduğum, severek kullanıp bitirdiğim iki üründü.
Kiehl's'ı hiç değiştirmedim, temiz içerikli bir şey mi baksam diyordum ama yoğun nem veren bir ürün istediğimden, ve başka bir ürün alsam bu kadar memnun kalmama ihtimalim yüksek olduğundan boşverdim. Avokadolu göz kremi ile devam.
Kaş rimeli olarak ise Mac'den memnun olmama karşın, Sephora'da %20 indirim olunca (bir de bir önceki yazımdaki dudak kalemini aldım indirimden) hep merak ettiğim Benefit'e bir şans verdim. Şimdilik oldukça memnunum, rengi uydu, kalıcılığı iyi.

Ve son aldığım ürün, özellikle Görkem'in yorumlarından sonra dikkatimi çeken Loreal'in True Match kapatıcısı. 2 numarası bendeki. 1 kere kullandım, kapatıcılığı iyi, rengi güzel oldu, biraz çizgilendi ama çoğu kapatıcı çizgileniyor bende. Abartı olmadığı sürece sorun yok. :-)

Böyleler. 
Desert Essence markasını daha önce kullananlar, en sevdiğiniz ürünleri hangileri? Kullandıkça daha düzgün yorumlarımı paylaşmayı umuyorum.

Gününüz çok güzel geçsin!
Sevgiler,
<3